Atatürk’ün Hayatı (Uzun)

0
608

Atatürk’ün Hayatı

Bu makalemizde Atatürk’ün Hayatı hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır. Aşağıda verilen bilgiler tarihçiler tarafından yazılmış olup uzun araştırmalar sonucunda yazılmıştır.

Atatürk’ün Ailesi

Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’te  doğmuştur.”Babası Ali Rıza Efendi, annesi ise Zübeyde Hanım olan Atatürk’ün babası Selanik yerlilerinden olup kereste ticaretiyle uğraşmaktaydı. Atatürk’ün babasının dedeleri Vidin taraflarından Serez’de bir süre yerleşmiş ve ardından da Selanik’e gelmişlerdi. Ali Rıza Efendi, bir süre gümrük memurluğu görevinde de bulunmuştu.

Annesi  Zübeyde hanım ise 14 Ocak 1857 tarihinde Selanik taraflarındaki Langaza isimli kasabaya  yerleşmiş bir Türk bir aileye mensuptu. Soyu itibariyle Zübeyde Hanımın ailesi Yörüklerden olup Varyemezoğulları isminde bilinmekteydi. Bu ailenin Langaza taraflarında büyük çiftlikleri olup, tarımın yanında hayvancılıkta yapmaktaydılar. 1871 yılında Ali Rıza Efendi’nin henüz elli yaşlarındayken vefat etmesi üzerine,  küçük yaşında yetim kalan Mustafa annesi tarafından yetiştirilmiştir.

Atatürk’ün Okuduğu Okullar

Küçük Mustafa, eğitim hayatına annesinin arzusu üzerine mahalle mektebinde devam etmiş ancak çok uzun sürmeden babasının isteği üzerine daha modern eğitim olanaklarına sahip olan Şemsi Efendi ilkokulunda tahsil hayatına devam etmiş ve ilköğrenimini tamamlamıştır. Küçük Mustafa’nın bu sırada babası vefat etmiş bu nedenle annesi Zübeyde Hanım üç çocuğuyla ile beraber Selanik taraflarında Rapla çiftliğinde subaşılık yapmakta olan erkek kardeşi olan Hüseyin Efendi’nin  yanına yerleşmiştir.

Fakat Küçük Mustafa burada uzun süreli kalmamıştır ve halasının yanına Selanik’e dönmüş ve Selanik Askeri Rüştiyesi’nde eğitimine devam etmiştir. Bu sırada okuldaki öğretmenlerinin takdirini kazanmış ve özellikle bu okuldaki matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendinin sevgisine mazhar olmuştur. Mustafa Kemal, Selanik Askeri  Rüştiyesi’ni bitirip 1896 yılında Manastır Askeri İdadisi’ne geçmiş ve burada Ömer Naci ile arkadaşlık etmiştir. Bu kişi daha sonra Mustafa Kemal’in edebiyatı benimsemesinde etkin rol oynamıştır. Genç ve başarılı bir asker olan Mustafa Kemal askeri eğitiminin yanı sıra diğer taraftan dil öğrenimini yani Fransızca derslerini almaktaydı.

1898 yılına gelindiğinde genç ve geleceği parlak bir subay olarak Manastır Askeri İdadisi’ni sınıf ikinciliğiyle bitirmiştir. 13 Mart 1899 yılında ise İstanbul’da Harp Okulu’na giren Mustafa Kemal 10 Şubat 1902’de bu okuldan da teğmen rütbesiyle mezun olmuş ve aynı senelerde Harp Akademisine devam etti. 1903 yılında ise üsteğmen olmuş ve 11 Ocak 1905 tarihinde kurmay yüzbaşı rütbesi alarak Harp akademisinden başarılı bir şekilde mezun olmuştur.

O yıllarda Mustafa Kemal’in güzel söz söylemeye son derece meraklı olduğu aşikardı. Harp yıllarında memleket davalarıyla ilgilenmesi nedeniyle yakın çevresince oldukça aydın ve devrimci bir subay olarak biliniyordu. Bu dönemler aynı zamanda İstibdat(baskı ve sansür) yılları olduğundan ötürü Mustafa Kemal’inde fikirleri de rejim aleyhine sözler olabilir ihtimalinden dolayı bir süreliğine İstanbul’da gözetim altında tutulmuş ve 5 Şubat 1905 tarihinde Şam’a atanmıştır.

Atatürk’ün Askeri Başarıları

Mustafa Kemal 5.Ordu’nun emir komutasında bulunduğu süre boyunca 3 yıl içinde Suriye’nin her tarafında görev almış ve idaredeki aksaklıkları ,ve ordudaki zafiyetleri daha yakından tanıma fırsatını  yakalamıştı. Burada güvenilir bazı arkadaşlarını yanına alarak gizli bir şekilde “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurmuştur. Bölgesinden ayrıldığı 2.Abdülhamit’in Hafiyelerince bilinmesine rağmen araya Şam’daki üstlerinin girmesinden ötürü ceza yoluna gidilmemiştir. Bu sırada Mustafa Kemal terfi atlamış ve 20 Haziran 1907 tarihinde kolağası yani kıdemli yüzbaşı olmuştur.

2.Meşrutiyet’in ilanından henüz 9 ay geçmişti ki İstanbul’da tutucu çevreler tarafından büyük bir isyan çıkarılmıştı. Tarihimize 31 Mart Vak’ası olarak yansıyan bu isyan büyümüş ve isyanı bastırmak üzere Mustafa Kemal Rumeli’de oluşturulan Harekat Ordusunun başına getirildi. Bu sırada Selanik taraflarından gelen Mahmut Şevket Paşa 3.Ordu Komutanlığının sevk ve idaresini devralmış,bu ordunun Kurmay Başkanlığını da Binbaşı Enver Bey getirilmiştir. Tüm bu olayların yaşandığı sıralarda 2.Abdülhamit tahttan indirilmiş ve tahta sultan Reşat onun yerine getirilmiştir.

Mustafa Kemal kendisine atfedilen görevleri layıkıyla yerine getirmiş,1910 yılında pikardi  gösteri uçuşlarını izlemesi maksadadıyla Fransa’nın başkenti Paris’e gönderilmiştir. 29 Eylül  1911 İtalyan’ın emperyalist amaçları doğrultusunda Osmanlı Devletine harp ilan etmesiyle savaş başlamıştır. Mustafa Kemal gazeteci Şerif Bey lakabıyla gizli olarak Trablusgarp’a geçmiş ve yerel halkı İtalyanlara karşı teşkilatlandırmıştır.

Bu yılları takiben  Mustafa Kemal Derne Tobrukta İtalyanlara karşı son derece başarılı savunma savaşları yapmıştır. 1912 yılı ekim ayında Balkan harbi patlak vermişti. Bu olay üzerine Mustafa Kemal Derne’den İstanbul’a apar topar gelmiştir. Olaylar çok hızlı ve ard arda   gelişmiş  Selanik     düşman eline   geçmiştir.

Bulgar orduları Çatalça önlerine kadar ilerlemişti. Bu makus talihten dolayı son derece üzgün duruma düşen Mustafa Kemal Edirne ve Dimetoka’nın geri alınmasında büyük yarar sağlamıştır. Balkan savaşlarının bitmesinin ardından 27 Ekim 1913 tarihinde Sofya Ataşemiliterliği’ne atanmıştır. Mustafa Kemal burada görev yaptığı süre boyunca 1 Mart 1914’te yarbaylığa yükselmiştir. Ocak 1915 yılına kadar Sofya’da kalmıştır. Mustafa Kemal bu görevinde bulunduğu sırada 1 Ağustos 1914’te Almanya’nın Rusya’ya harp ilan etmiş ve 1.Cihan Harbi başlamıştır.

Dünya’da ki gelişen siyasi ve askeri olayları dikkatle izleyen Mustafa Kemal diğer taraftan Harbiye Nezareti’ne(Savaş Bakanlığı)’na bildirmekteydi. Onun görüşüne göre çok Osmanlı Devleti bu savaşta yer almamalıydı. Ancak olaylar  son derece hızlı gelişmiş bu nedenle 29 ekim 19114’te  Osmanlı Devleti kendini ateş çemberinin içinde bulmuştur. Tüm bu yaşanan hızlı gelişmeler üzerine Mustafa Kemal  Başkumandanlıktan kendisi için etkili ve yetkisi geniş bir görev istemesine rağmen bir süre isteği yerine getirilmemiştir.

Niyahet kararlı duruş sergilemesi üzerine 20 Ocak 1915 tarihinde Tekirdağ’a gelmiş ve burada oluşturulan 19.Tümen Komutanlığına atanmıştır. Mustafa Kemal derhal Sofya’dan ayrılarak İstanbul’a dönmüştür. Daha sonra bu Tümenin gerekli olmasında karar kılınmış ve bu Tümen’e ilaveten 9.Tümen’in 2 Piyade  Alayı ve topçu birlikleri de Mustafa Kemal’in emrine verilmiştir.

Milli Mücadele Döneminde Atatürk

Bu yıllarda Gelibolu Yarımadasında mühim hadiseler cereyan etmekteydi. İngiliz ve Fransız donanmasının birlikleri 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçmeye çalışsa da kıyı topçusunun başarılı savunması sonucunda geri çekilmek zorunda kalmış ve ağır kayıplar vermiştir. Donanması ile boğazı geçemeyen düşman karadan çıkarma yapmaya karar vermişti. Olaylar bu şekilde hızlı bir şekilde sürerken Genelkurmay Başkanlığı 24 Mart 1915 1915 tarihinde 5.Ordu’nun Gelibolu’da kurulmasına karar verilmiştir. Bu ordunun başına Alman Mareşal Liman von Sanders’i atanmıştır.

Liman von Sanders orduyu 3 türlü gruba ayırmış ve Mustafa Kemal’in ordusu bu planda yedek olarak yer almıştır. Mustafa Kemal komutası altındaki 19.Tümen kuvvetleriyle Anzak  birliklerini geri püskürtmeyi başarmış ve emsali görülmemiş bir savunma hattı oluşturarak düşmanı geri çekilmeye zorlamıştır.

Conkbayırı savunmasında Türk askeri emsali görülmemiş bir inanç ve cesaretle vatan topraklarını müdaafa etmiştir. Dahi kumandan verdiği emirde;”Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!Biz ölünceye kadar geçecek zaman diliminde yerimizi başka kuvvetler ve komutanlar alabilir!”

25 Nisan 1915 günü düşman birliklerince başlayan yoğun çıkartma  ve işgal hareketi askeri kuvvetlerimiz tarafından başarılı bir şekilde püskürtülmesine rağmen düşman birlikleri sürekli takviye birliklerle desteklenmişti. Mustafa Kemal bu üstün sevk idare kabiliyetinden ötürü 1 Haziran 1915 tarihinde albaylığa terfi ettirilmiştir. Tüm bu başarılara düşman çıkarmada kararlıydı.

Bu nedenle öncelikle Arıburnu, Seldülbahir ve Kumkale’deki Türk birliklerinin bombardımanla mevzilerinden sökülmesi gerekiyordu. İngilizler bu gayeyle 6 Ağustos 1915 günü İngilizler bu gayeyle Arıburnu’ndan ,7 Ağustos 1915 günü de Anafartalar  tarafından gelen destek birliklerle topçu ateşi ile beraber taarruza geçtiler. Mustafa Kemal komutasındaki 19.Tümenle İngiliz ve Anzak birlikleriyle gece gündüz  şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır.

Aylarca süren ğöğüs ğöğüse mücadeleler sonucunda hiçbir şekilde ilerleme sağlayamayan İngilizler, 1915 yılının Aralık sonunda İngilizler yandaş ülkelerin donanmalarıyla beraber Çanakkale’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Düşmanın Çanakkale Boğazını geçememesi payitahtın yani İstanbul’un da işgalini engellemiş ;İngiltere’nin Rusya ile bağlantı kurmasının önüne set çekilmiştir. Bu savaşta şüphesiz ki İngizler ve ona destek veren müttefik ülkeler sayıca ve ateş gücü bakımından her ne kadar üstün olsalar da unuttukları nokta, Türk askerinin ecdadından gelen engin kahramanlığı ve bu kahramanlığı yönlendiren Mustafa Kemal idi.

Mustafa Kemal,Çanakkale muhaherebesinin başarıyla sonuçlanmasının ardından Anafartalar Grubu Komutanlığı  vazifesini Fevzi(Çakmak) Paşa’ya bırakmış ve izin alarak İstanbul’a dönmüştür. Mustafa Kemal, 16 Ocak 1916’da merkezi Edirne de bulunan 16. Kolordu Komutanlığı görevine atanmıştı. Kısa süre sonra bu kolordunun Diyarbakır’a kaydırılması üzerine Mustafa Kemal buraya gelmiş ve komutayı ele almıştır. 2 Ağustos 1916 sabahı emrindeki askeri birliklerle Ruslara karşı karşı saldırıya geçmiş ve Muş ve Bitlis’i düşman işgalinden kurtarmıştır. Rus ordularının tekrar karşı saldırısı sonucu Muş düşmanın eline geçmiştir. Ancak bu olayın ardından yaşanan şiddetli çarpışmalar neticesinde 7-8 Ağustos 1916 günü Muş ve Bitlis Rus işgalinden kurtarılmıştır.

Doğu Cephesinde görev yapan Mustafa Kemal 12 Aralık 1916 tarihinde Ahmet İzzet Paşa’nın izinli olmasından dolayı onun yerine kısa bir süreliğine 2.Ordu Komutanlığına atanmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın,Albay İsmet(İnönü) ile tanışması yine bu tarihlere rastlamaktadır.

Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat 1917’de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi Komutanlığı’na atanmasıyla Şam’a gitmişti. Buradaki Sina Cephesini denetlemiş, ancak kısa bir süre sonra bu komutanlığın lağvedilmesiyle Ahmet İzzet Paşa’nın yerine 2.Ordu Komutanlığına atanmıştır. Tekrar Diyarbakır’a dönen Mustafa Kemal Paşa, bu görevinde de fazla kalmayarak 5 Temmuz 1917 tarihinde 7.Ordu Komutanlığına atanmıştır.

Bu sırada Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığını Alman Mareşal Falkenhayn yürütüyordu. Falkenhayn ile askeri konularda anlaşmazlık yaşayan Mustafa Kemal 7.Ordu Komutanlığından istifa etmiştir. Mustafa Kemal Paşa görevinden istifa ettikten sonra 20 gün süren Almanya seyahatine çıkmış ve buradaki Alman komutanlarla ve İmparator II.Wilhelm ile görüşmeler yapmış ve 1.Dünya Savaşının sonuçlarına dair görüşlerini belirtmişti.

Mustafa Kemal Paşa, bu seyahat dönüşünde böbrek rahatsızlığından dolayı Viyana ve Karlsbad’a giderek tedavi görmüştür. Burada kısa süre tedavi gördükten sonra tekrar eski görevine dönmüştü. Bu sırada  Yıldırım Orduları  Komutanlığına Falkenhayn’ın yerine Liman Paşa getirilmiştir. Mustafa Kemal  Paşa, Liman Paşanın emrindeki 7. orduya komutan olarak gelmiş ve burdan da 26  Ağustos 1918 günü Halep’e gelmiştir. Burada ki Türk birlikleriyle İngizlere  karşı üstünlük sağlamış ve uygulamış olduğu askeri stratejik hamleler sayesinde Türk ordusu dağılmaktan kurtarılmıştır. Ancak 1.Cihan Harbindeki gelişmeler Almanların aleyhinde gelişiyordu. 29 eylülde 1918 günü Bulgaristan yenilmiş ve savaşın dışında kalmıştı. 4 Ekim 1918 Almanya, 5 Ekim 1918 de de Avusturya-Macaristan barış istemişti. Nihayet 30 Ekim 1918 tarihinde de Osmanlı Devleti Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayarak 1.Dünya Savaşından yenik olarak çıkmıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması

Memleketin içinde bulunduğu şartlar son derece ağır ve elem vericiydi. 30 ekimde imzalanan bu antlaşma şartlarına dayanan galip devletler memleketin pek çok bölgesini işgal etmiş ve ordularını dağıtmıştır. Osmanlı memleketleri tamamen işgal olunmuş ve elde kalan ata yurdumuzda düşman tarafından parçalanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla İtalyanlar Antalya’ya, Fransızlar  ise Adana, Mersin,Antep,Urfa işgal altında idi. İstanbul’da ki hükümetin eli kolu bağlı ve  İtilaf devletlerinin baskısı altındaydı. Anadolu’nun hemen her yerinde yabancı subaylar cirit atmakta ve İtilaf Devletlerine raporlar vermekteydiler.

Bu yıllarda Yunanlılar Megalo İdea(Büyük Yunanistan) hayallerini gerçekleştirmek üzere 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e asker çıkarmıştır. Mustafa Kemal olayların bu şekilde gelişeceğini sezdiğinden Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından beş gün sonra 5 Kasım 1918 tarihinde orduların terhis edilmesine tepki göstermiş ve uyarı olarak Ahmet İzzet Paşa’ya telgraf çekmiştir. Ancak ne yazıktır ki Mustafa Kemal Paşa’nın tüm bu haklı itirazları ciddiye alınmaz ve ordunun terhisine devam edilir. Çünkü İstanbul Hükümet’i İtilaf Devletlerinin herhangi bir işgal hareketine girişmeyeceği kanaatini taşımaktaydı. Ancak İtilaf Devletleri antlaşma şartlarına uymamış buna kaşı çıkan Türk Milleti milis  güçler oluşturarak düşmanla çarpışmıştır.

Bu nedenle bölgesel cemiyetlerden oluşan Müdafaa-i Hukuk Redd-i İlhak vb. cemiyetler kurmuşlardır. Memleketin içinde bulunduğu bu karmaşık ve ağır durumdan faydalanmak isteyen bazı bölücü cemiyetlerde vatan topraklarını parçalmaya yönelik faaliyetler gütmüşlerdi. Tüm bu vahim durum karşısında Mustafa Kemal kramsarlığa düşmemiş ve Türk Milletinin tarihin hiçbir döneminde tutsaklığı kabul etmediği şuurundan hareketle bağımsızlık mücadelesinin fitilini ateşlemiştir.

Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı

16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile İstanbul’dan hareket ederek 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal gördüğü vaziyette bölgedeki Rum azınlıkların Türk Milletine saldırıp tahrik ettiğini görmüş ve asayişi bozan asıl azınlıklar olduğunu bizzat yerinde görmüştür. Çünkü Rum azınlıklar bu bölgede bir Pontus Rum  Devleti kurma amacı gütmekte İdiler. Türk köylerini basarak katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmaya çalışıyorlardı. Tüm bu gelişmelere karşılık vatansever Türkler milis kuvvetler oluşturmuş ve Rumlara karşı mücadeleye girişmişlerdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here