II. Abdülhamid’in Hayatı, Kimdir, II. Abdülhamid Dönemi ve Olayları

2
391

II. Abdülhamid’in Hayatı

1842 yılında Sultan Abdülmecid ile Tiri Müjgan Sultan’ın oğlu olarak İstanbul da dünyaya geldi. 10 yaşındayken annesini kaybedince Abdülmecid’in çocuğu olmayan eşi Piristu Kadın Abdülhamid’i kendi evladı gibi büyüttü. Babasının ölümünden sonra tahta çıkan amcası Abdülaziz Abdülhamid’i kendi evlatlarından ayırmadı ve onun eğitimi ile yakından ilgilendi. Sultan Abdülaziz Avrupa seyahatlerine çıktığında da Abdülhamid’i yanından ayırmamıştı.

Abdülhamid şehzadeliğinde devrin en iyi hocalarından dersler alarak kendisini geliştirmişti. Amcası Sultan Abdülaziz bir darbe sonucu tahttan indirilip yerine ağabeyi V. Murad tahta çıkınca ve birkaç gün sonra da amcası intihar süsü verilerek öldürülünce devlet yönetiminde huzursuzluklar ortaya çıkmaya başladı. V. Murad’ın akli sorunlar yaşaması da işleri iyice çığırından çıkaracak ve Midhat Paşaya meşrutiyeti ilan etme sözü vererek ağabeyi V. Murad’ı tahttan indirtip tahta çıkacaktı.

II. Abdülhamid’in Kişiliği

II. Abdülhamid tıpkı dedesi II. Mahmud, babası Sultan Abdülmecid ve amcası Sultan Abdülaziz gibi yenilikçi bir padişahtı. Tahtta kaldığı süre boyunca çok sayı da okul açmış ve bu rekor cumhuriyet döneminde bile geçilememiştir. Demir yolu yapımına da büyük önem vermiş ve ülkenin pek çok yerine demir yolları ve birçok fabrika yaptırmıştı. Ülke içinde olduğu gibi yabancı ülkeler de bir çok imar faaliyetinde bulunmuştur.

II. Abdülhamid çok zeki ve dindar bir padişahtı. Abdestsiz hiçbir devlet işine imza atmamış abdestsiz dolaştığı bir an olmamıştır. Hatta uyandığında yatağının başında bir tuğla bulunur ve abdest alıncaya kadar o tuğladan teyemmüm alırdı. Şehzadeliğinde marangozluk mesleğini de öğrenmişti.  Birçok yabancı kitap onun döneminde tercüme edildi ve tercüme edilen eserlerin çoğu polisiye romanlardı bunda ki amaç strateji geliştirmek içindi.

II. Abdülhamid tahttan indirildikten yıllar sonra onu devirenler pişman olmuş Rıza Tevfik Bölkbaşı yazdığı bir şiirde Bizdik utanmadan iftira atan asrın en siyasi padişahına diye itirafta ve pişmanlıkta bulunmuştur. Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından kendisine Kızıl Sultan lakabı verilmiş öte yandan Hüseyin Nihal Atsız bu görüşe karşı çıkarak Sultan II. Abdülhamid için Gök Sultan ifadesini kullanırken Necip Fazıl Kısakürek ise Ulu Hakan demiştir.

II. Abdülhamid Dönemi Olayları

Birinci Meşrutiyet’in ve Kanuni Esasinin İlanı (1876)

Sultan Abdülhamid tahta çıktığı dönem Osmanlı’nın buhranlı bir dönemine denk gelmekteydi. Her şeyden önce Balkanlar da işler iyice çığırından çıkmış ve devlet Sultan Abdülaziz’e darbe yapan cuntacılar tarafından idare edilmekteydi. Padişahın imza dışında neredeyse bir yetkisi yok gibiydi. Balkanlar da gelişen olaylar üzerine Rusya Osmanlı Devleti’ne bazı ıslahat tekliflerinde bulundu.

Fakat kabul edilecek gibi olmadığından İstanbul da Tersane Konferansı adıyla bir konferans toplanarak bu konu görüşüldü. Konferans öncesinde Sultan II. Abdülhamid önceden Midhat Paşa’ya sözünü verdiği Kanuni Esasiyi 23 Aralık 1876 tarihinde ilan ederek Avrupalı devletleri konferans öncesi yumuşatmak istedi. Kanuni Esasi Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası oldu ve Türk tarihinde ilk kez bir anayasal yönetim tesis edilmiş oldu. Midhat Paşa Kanuni Esasiye padişahın sürgün ettirme yetkisini de koydurtmuştu.

Ayrıca Kanuni Esasiye göre Meclisi Umuminin üyeleri her 50. 000 Osmanlı erkeğine bir erkek temsilci düşecek şekil de Meclisi Ayan üyeleri ise padişahın seçeceği üyeler tarafından belirlenecek mecliste alınan kararlar padişahın onayından sonra yürürlüğe konacaktı. Hükümet ise Meclise karşı değil padişaha karşı sorumlu hale getirilmişti. Sultan I. Ahmed Devrinde veraset usulünde yapılan değişiklik gereği tahta hanedanın en yaşlı evladının geçmesi kaidesi olan Ekber ve Erşed Kanunu da Kanuni Esasi ile korunmuş ve devam ettirilmişti. Öte yandan padişaha istediği zaman meclisi açma ve kapatma yetkisi de verilmişti.

Osmanlı & Rus Savaşı (93 Harbi)-(1877-1878)

Tersane Konferansında Rusya Osmanlı Devletinden Sırbistan ve Karadağ’dan askerlerini çekmesini, Bosna ve Hersek’e özerklik verilmesini ve Balkanlar da ıslahat yapmasını istedi. Fakat II. Abdülhamid bu teklifleri çevirdiği gibi Rusya ile savaşa girmemeye de gayret etmişti . Çünkü Osmanlı Devleti böyle bir savaşa hazır değildi.

Durum böyle olduğu halde Midhat Paşa ve avanesi olan öteki darbeci paşalar savaşa girme konusunda ısrarcı oldular. II. Abdülhamid savaşa karşı çıkmasına rağmen onu dinlemediler ve istemeyerek de olsa Rusya ile 1877 yılında savaşa girildi. Rusya ile yapılan bu savaşta 1791 yılından beri Rusya’ya karşı kendi menfaatleri için Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünü koruma politikasını başlatan İngiltere de ilk defa Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü koruma politikasından vazgeçmişti.

Bu savaş o zamanlar Rumi Takvime göre 1293 yılına denk geldiği için 93 Harbi olarak adlandırıldı. Rusya birçok koldan Osmanlı Devletine saldırdı. Osman Paşa Plevne de Ruslara karşı büyük bir direniş göstererek kendisinden kat be kat üstün olan Rus ordusuna karşı Plevneyi beş ay boyunca silah ve cephane sıkıntısına rağmen müdafaa etmeyi başardı. Ancak sonradan gelen Rus birlikleri karşısında daha fazla tutunamadı bir yarma hareketi ile Ruslardan kurtulmaya çalışırken yaralanarak esir alındı.

Doğu da Erzurum’a batı da ise İstanbul Yeşilköy önlerine kadar ilerlediler. Balkanlar da ilerleyen Rusya Balkan uluslarından Bulgarları, Sırpları, Romenleri ve Karadağlıları da birliklerine kattılar. Doğu da Ermenileri de kışkırtarak onları devlete karşı ayaklandırdılar. Böylece Osmanlı Devleti iki ateş arasında kaldı. Bir yıla yakın süren bu savaşta Osmanlı Devleti çok ağır kayıplar verdi ve Rusya ile barış masasına oturmak zorunda kaldı. 3 Mart 1878 de Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Ayastefanos Antlaşması imzalandı.

Ayastefanos Antlaşması

Bu anlaşma Osmanlı’nın imzaladığı en ağır şartlı anlaşmalardan biriydi. Çünkü bu anlaşma büyük bir Bulgar Krallığının kurulmasını, Sırbistan, Karadağ ve Romanya’ya bağımsızlık verilmesini, Osmanlının savaş tazminatı ödemesini ve Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt’ın Ruslara bırakılmasını öngörüyordu. Öte yandan Tesalya da Yunanistan’a terk edilmişti. Ayastefanos Antlaşması ile Osmanlı Devleti Balkanlar üzerinde ki gücünü kaybetmeye başlarken Rusya Balkanlar da güç olmaya başlayınca bu durum Avrupalı devletleri özellikle de İngiltereyi telaşlandırmıştı.

Bunun üzerine İngiltere Osmanlı Devletine Kıbrıs’ın yönetiminin geçici olarak kendilerine bırakılması şartıyla Anlaşma maddelerinin hafifletilmesini vaat etse de Osmanlı bu durumu kabule yanaşmadı. Bunun üzerine İngiltere gerekirse silaha başvuracağını ve Kıbrıs’ı işgal edeceğini söyleyince Osmanlı Devleti çaresiz kabullenmek durumunda kaldı ve Osmanlı Devleti ile İngiltere arasında 4 Haziran 1878 tarihinde bir anlaşma yapıldı.

Bu anlaşma ile Kıbrıs Osmanlı toprağı sayılmış fakat Rusya işgal ettiği Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devletine iade edinceye kadar Kıbrıs Türk bayrağı çekilmek kaydıyla İngiltere tarafından üs olarak kullanacaktı. Bundan sonraki süreçte adaya Rumları yerleştiren İngiltere günümüzde de Yunanistan ile aramızda devam edecek olan Kıbrıs Sorununa zemin hazırlayacaktır.

13 Temmuz 1878 tarihinde Osmanlı Devleti, Rusya, Fransa, İngiltere, Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın katılımıyla Berlin Anlaşması Ayastefanos Antlaşmasına göre hafifletilerek imzalandı. Bu anlaşma ile Bulgaristan özerk bir yönetim şartıyla Osmanlı Devletine bırakılırken Karadağ, Romanya ve Sırbistan’ın bağımsızlığı korunmuş, Tesalya Yunanistan’a bırakılmış Bosna ve Hersek geçici olarak Avusturya – Macaristan İmparatorluğunun yönetimine bırakılmıştı.

Ayrıca Bu anlaşma ile Ermeni Sorunu ilk defa uluslar arası gündeme getirilmiş Girit ve Ermenilerin yaşadığı yerler de ıslaha yapılma şartı getirilmişti. Bu anlaşma her ne kadar ağır şartlı olsa da Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki varlığını 30 yılı aşkın bir süre daha devam ettirmişti.

Meclis’in Kapatılması (1878)

Sultan II. Abdülhamid 93 Harbini gerekçe göstererek Kanuni Esasinin kendisine verdiği meclis açma ve kapatma yetkisini kullanmış ve meclisi kapatarak mutlak otoritesini koruma yoluna giderken Kanuni Esasiyi de rafa kaldırmıştır. Ve Osmanlı Devletinin Rusya ile savaşa girmesine sebep olan Midhat Paşayı da sürgüne yollamıştır.

Kanuni Esasiye padişahın sürgün etme yetkisini koyduran Midhat Paşa o zamanlar yönetimin kendi cuntası tarafından idare edildiğini ve aslında padişahın sürgün yetkisini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak kendi istedikleri kişileri sürgün ettirmeyi amaçlamışlardı fakat bir gün kendisinin padişah tarafından sürgün edilebileceğini kestirememişti.

Düyunu Umumiye İdaresinin Kurulması (1881)

93 Harbinden sonra Sultan Abdülhamid dış borçlardan kurtulmayı hedeflemişti. Bunun için 1881 yılında Muharrem Kararnamesini ilan etti. Bu kararname ile Osmanlı Devleti borçlarını ödeyemeyecek durumda olduğunu açıkladığından alacaklı devletler Duyunu Umumiye idaresini kurdu ve bu idareye bazı vergilerin gelirleri verilmeye başlandı. Bu durum Osmanlı ekonomisi için kötü bir sonuca yol açtıysa bile II. Abdülhamid aldığı dış borçları kendi istediği doğrultu da kullanabildi.

Çünkü Sultan Abdülaziz döneminde alınan borçlar padişahın istediği gibi kullanılamıyordu. Yani borç veren ülkeler verdiği borcun nasıl kullanılabileceğine bile karışır olmuş hatta padişahın haberi olmadan bazı devlet adamlarının kendi inisiyatifi ile aldığı borçlar padişah tarafından kabul edilmeyip iade edilmek istenmesi halinde bile alınan borcun faizini de istemekteydiler. Mısır maliyesi de İngiltere’ye olan aşırı borçları yüzünden Süveyş Kanalının hisselerini İngiltere’ye satmıştı.

Bu yüzden İngiltere sömürgelerine giden güzergah üzerinde bulunan Süveyş Kanalını korumak amacıyla Mısır da kurduğu bazı kumpaslarla da 1882 yılında Mısır’ı işgal etmişti. II. Abdülhamid devletin savaşa girecek gücü olmadığından savaşa girmeden diplomatik yollarla Mısır’ı geri alma girişimlerinde bulunmaya başladı ve Mısır da İngiltere ile birlikte bir yüksek komiser bulundurdu. 1923 yılında imzalanacak olan Lozan Anlaşması (17. Madde)ile de Mısır üzerindeki haklardan tamamen vazgeçilecektir.

Tunus’un İşgali ve Midhat Paşa’nın İdamı (1881)

1881 yılında da Fransa Berlin Anlaşmasında yer almadığı halde Tunus’u işgal ederek bu anlaşmayı gerekçe göstermişti. Aynı yıl Midhat Paşa tutuklanacağı sıra da Fransız konsolosluğuna sığındığı için Fransa Tunus işgali konusunda padişahı yatıştırmak amacıyla Midhat Paşayı Osmanlı Devletine teslim etmişti.

Midhat Paşa Yıldız Sarayında yargılandıktan sonra Sultan Abdülaziz’e yapılan suikastte parmağı olduğu gerekçesi ile idama mahkum edildiyse de Sultan II. Abdülhamid tarafından cezası ömür boyu hape çevrildi ve Taif’e sürgün edildi. 1884 yılında ise Sultan Abdülhamid’in emri ile kale muhafızları tarafından boğduruldu.

İttihat ve Terakkinin Kurulması (1889) ve II. Abdülhamid’e Karşı Karalama Kampanyaları

1889 yılında İstanbul da Tıbbiyeli bazı öğrenciler Sultan II. Abdülhamid tarafından meşrutiyetin tekrar ilan edilmesi ve meclisin açılması için aralarında birleşerek İttihat ve Terakki (Birleşme ve İlerleme) Cemiyetini kurdular ve kendilerine gizli gizli taraftar toplamaya başladılar. Sultan II. Abdülhamid’i baskıcı ve despot bir padişah olarak gördüler.

II. Abdülhamid’in saltanat sürdüğü yıllar İstibdat Dönemi olarak adlandırıldı. Avrupalı devletler de basın yayın yolu ile ve karikatürler aracılığı bunu yaydılar. Karikatürlerle de II. Abdülhamid’i kan emici bir zalim olarak gösteren astığım astık kestiğim kestik bir padişah olarak tasvir etmeleri de işin cabasıydı. Öte yandan Ermenilerin Anadolu da çıkardığı taşkınlıklara karşı Sultan II. Abdülhamid Kürt aşiretlerle işbirliği yaparak Hamidiye Alaylarını kurmuş ve Ermeni olaylarının önüne geçmeye çalışmıştır.

Fakat Ermenilerin yaptığı katliamlar Avrupa basınında Osmanlı Devleti Ermenileri katlediyor şeklinde yalan haberler neşredilmiş fakat Avrupa’dan gelen araştırma komisyonları bunun böyle olmadığını görmüştür. Fakat yine de Avrupa basının da neşredilen Abdülhamid karşıtı yalan haberler başta Osmanlı tebaası olmak üzere birçok insanın Sultan II. Abdülhamid’e düşmanlık yapmalarına neden oldu. Fakat bu yalan haberlere rağmen II. Abdülhamid’in 1880 yılında kurduğu Yıldız İstihbarat Teşkilatı Avrupalı devletler hakkında bilgiler toplayarak yapılacak olan birçok darbeyi önleyebilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid kurduğu hafiye teşkilatı ile İttihatçılara ve onları pohpohlayan Avrupa devletlerine fırsat vermemeye çalıştı. Öte yandan Fransa da Peygamber Efendimiz’i aşağılayan tiyatro oyunları da oynatılmaya başlanınca kendisine karşı yapılan karalama kampanyalarına canı sıkılmayan Sultan II. Abdülhamid bu durumdan haberdar olunca hiddetlenerek Fransız elçisini yanına çağırtmış ve bu oyunların kaldırılmasını aksi halde Müslümanları halifesi olarak cihat ilan ederek savaş başlatacağını söylemesi üzerine Fransa oyunu kaldırmak zorunda kalmıştı.

Fakat bu oyunları sergilemek gayretinde olan Bornier ve Voltaire bu tür oyunları Amerika da ve başka ülkeler de sergileme girişiminde bulununca oralara da aynı dille cevap vererek bu oyunların oynatılmasına engel olmuştur.

Osmanlı- Almanya Yakınlaşması ve Japonya İle İlişkilerin Başlaması (1890)

II. Abdülhamid bu dönem de kendisine müttefik bularak siyasi yalnızlıktan kurtulabilmek için Almanya ile dostane ilişkiler kurmuştur. Ayrıca 1890 yılından itibaren Japonya Osmanlı Devletine bir heyet gönderince Japonya ile de ilişkiler başlamış ve sonradan Osmanlı Devleti de Japonya’ya bir heyet göndermiş ve bu heyeti taşıyan Ertuğrul Fırkateynine de hilafet bayrağı çekilmişti.

Ertuğrul Fıkateyninin geçtiği bir çok ada da Müslümanlar hilafet bayrağının olduğu bu gemiyi görünce sevinmişlerdir. Üstelik bu gemi de Japonya’nın talebi doğrultusunda Osmanlı Devleti Japonya’ya din adamları da göndererek İslam dinini yayma gayretinde bulunmuştu. Japonya da kaldığı süre zarfında iyi ağırlanan Türk heyeti geri döndüğü vakit Ertuğrul Fırkateyni deniz de bir kaza yapınca Japon halkı yardıma koşmuş fakat gemidekilerin çoğu ölmüştü bu sebepten onların anısına Japonya da Ertuğrul Şehitliği adıyla bir şehitlik inşa edilmiştir.

Osmanlı & Yunan Savaşı (1897)

1897 yılında Yunanlıların Giritte çıkardığı olaylar Osmanlı hükümeti tarafından hoş karşılanmayınca Yunanistan’a harp ilan edildi. Bu savaş yaklaşık üç hafta sürdü ve Osmanlı ordusu Atina kapılarına dayanınca zor durumda kalan Yunanistan Avrupa devletlerinden yardım istedi. Atina yolunun Osmanlı Devletine açılma telaşıyla araya giren Avrupa devletleri araya girerek barış yapılmasını istedi.

Sultan II. Abdülhamid savaş tazminatı ve Tesalya verilmedikçe barışa razı olmayacağını söyleyince Avrupalı devletler Osmanlı Devletini savaşla tehdit etmeye başlayınca Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında barış yapıldı. İki devlette savaştan önceki sınırlarına çekilirken Yunanistan savaş tazminatı ödedi ve Girite özerklik verilerek başına Yunanlı bir vali atandı.

Yahudi Meselesi

1901 yılında Yahudi devleti kurma gayesinde olan Theodor Herzl isimli bir Yahudi gazeteci Sultan II. Abdülhamid ile görüşerek Yahudilerin yerleşmesi için Filistin de bir kısım yerleşim yeri isteyince II. Abdülhamid bu talebi reddetmişti. Theodor Herzl padişaha Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödemeyi, Avrupa basınında padişaha karşı yürütülen karalama kampanyalarına son verip yalan haberleri durdurmayı ve Ermeni Sorununu çözmeyi vaat edince de Theodor Herzl’e bu vatan benim değil milletimin malıdır.

Kanla alınan topraklar ancak kanla verilir diyerek kendisini huzurundan çıkarmıştır. Böylesi zorlu bir dönem de Sultan II. Abdülhamid’i Başmabeyn Katibi Tahsin Paşa hariç bütün devlet adamları yalnız bırakmış ve Sultan II. Abdülhamid içeri de ve dışarı da bu kadar düşmana karşı adeta yalnız başına karşı durmuştur.

II. Abdülhamid’e Suikast Girişimi (1905)

1905 yılında Ermeni asıllı bir suikastçi Cuma Selamlığı çıkışında Sultan II. Abdülhamid’e bombalı bir suikast düzenlemiş fakat padişah saniyelerle kurtulmuştu. Suikasti düzenleyen kişi padişah tarafından affedilerek cebine de para koyularak padişahın casusu olmuştu.

II. Meşrutiyet’in İlanı (1908)

Batı’nın ve İttihatçıların dur durak bilmez padişahı kötüleme faaliyetleri yüzünden Sultan Abdülhamid’e karşı muhalefet iyice güçlenmiş ve meşrutiyetin ilanı için İttihatçılar harekete geçmişti. İttihat ve Terakki yanlısı bazı subaylar 1908 yılında Manastır da ve Selanikte ayaklanarak meşrutiyet istedi. Bu durum karşısında II. Abdülhamid meşrutiyeti tekrar ilan etmek zorunda kaldı.

İkinci meşrutiyet ile padişahın sürgün yetkisi alınmış, veto hakkı sınırlandırılmış, basın üzerindeki sansür kaldırılmış, İttihat ve Terakki Fırkası yanında Hürriyet ve İtilaf ve Ahrar Fırkaları kurularak çok partili hayata geçilmiştir.İkinci Meşrutiyetin ilanı sırasında ki karışıklıklardan yararlanan Bulgaristan Doğu Rumeliyi de alarak bağımsızlığını ilan etmiş, Girit Yunanistan’a bağlanma kararı almış, Avusturya-Macaristan ise Bosna ve Hersek’i topraklarına katmıştır.

Avusturya-Macaristan’a karşı bu yüzden boykot kararı alınarak malları boykot edilmiş bunun üzerine Avusturya-Macaristan Osmanlı Devletine 2.500.000 altın ödemiş ve Yenipazar’ı Osmanlı Devletine bırakmıştır. 13 Nisan 1909 tarihinde  meşrutiyetçiler ile karşıtları arasında bir  çatışma çıktı ve çok insan öldü. II. Abdülhamid’in bu olayla alakası olmadığı halde ittihatçılar tarafından bu olayın sorumlusu olarak gösterildi.

Rumi Takvime göre bu olay 31 Mart gününe denk geldiği için  31 Mart Vakası olarak tarihe geçti 10 gün sonra Selanikten getirilen Hareket ordusu isyanı bastırdı. Meclis ise ayaklanmadan padişahı sorumu tuttu ve Elmalılı Hamdi Yazırdan zoraki alınan fetva ile 27 Nisan 1909 tarihinde Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiştir. Sultan II. Abdülhamid’e tahttan indirildiğini bildirmek üzere gelen dört kişilik heyet içinde Yahudi Emanuel Karaso dışında Ermeni, Arnavut ve Gürcü üyelerin bulunması padişahı daha da üzmüş ve heyette Türk bulunmamasından yakınmıştır.

Tahttan ayrılırken de Benden Sonra bu devleti 10 yıl yönetsinler 100 yıl idare etmişler sayacağım demiştir.  Sultan II. Abdülhamid’den sonra yerine kardeşi V. Mehmed Reşad tahta çıkarılmıştı. Aslında asıl ismi Reşad olan padişaha Mehmed ismi Hareket Ordusunun İstanbul’a girişi Fatih Sultan Mehmed tarafından girilmesi benzetilmek amacıyla kendisine Mehmed ismi verilmiştir.

II. Abdülhamid Dönemi İle İttihatçılar Döneminin Kıyaslanması

Aslında İttihatçılar padişaha atfettikleri bütün suçları meşrutiyetten sonra kendileri işlemeye başlamışlardı. İstanbul da dar ağaçlarında yüzlerce kişiyi sallandırmış ve muhaliflerini cezalandırmıştı. Zorba padişah dedikleri II. Abdülhamid ise amcası Sultan Abdülaziz’in katilleri ve Çırağan Sarayını basıp kardeşi V. Murad’ı kaçırmak isteyenler hariç kimseyi öldürtmemiştir.

Hatta kendisine şiirlerinde hakarette buluna Mehmed Akif’i tutuklatmamış ve kendisine suikast düzenleyen Ermeni’ye sis şiirinde methiye düzen ve padişahı vuramamasından yakınan Tevfik Fikret’e dahi dokunmamış Osmanlı’nın resmi ideolojisine aykırı materyalist kitaplar yazan Führer’in kitaplarını bile toplatmamıştır. II. Abdülhamid Tahttan indirildikten sonra Selanik’e gönderilmiş ve bir Yahudiye ait olan Alatini Köşkünde yaşamaya mecbur edilmiştir. Sürgündeyken kendisine gazete verilmeyen padişah gelişmelerden de haberdar olmamıştı.

 

II. Abdülhamid’in Sürgün Yılları (1909-1912) ve Ölümü (1918)

Hatta Balkan Savaşları sırasında Yunan ve Bulgar Kiliselerinin durumunu sorduğunda iki kilisenin İttihatçılar tarafından birleştirildiği söylenince durumun vahametini anlamıştı. Aslında II. Abdülhamid bu kiliselerin birleşmesine engel olarak Balkanları elde tutmaya çalışıyordu. Fakat İttihatçıların iş bilmezliği bütün dengeleri alt üst etmişti.

II. Abdülhamid İstanbul’a götürülmek istenince buna direnmiş ve kendisine bir silah verilmesini düşmanla savaşmayı istemiş. Bizans İmparatorunun bile İstanbul kuşatılırken kaçmamasını hatırlatarak biz onun kadar şerefli değil miyiz diyerek buraları terk etmeye razı olmasa da 1912 yılında İstanbul’a getirilmiş ve ölümüne değin Beylerbeyi Sarayında yaşamıştır. Sultan II. Abdülhamid 10 Şubat 1918 tarihinde vefat etmiş ve cenazesi II. Mahmud Türbesine defnedilmiştir.

II. Abdülhamid Han’ın Sözleri ve Hakkında Söylenenler

Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, Nazif Tepedelenlioğlu’nun yazdığı bir yazı üzerine kendisine: “Bak çocuk! Kişisel kanımı kısaca söyleyeyim: Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun durumu kuşkulu ve sınırları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette, Abdülhamid’in yönetimi büyük hoşgörüdür. Hele bu yönetim on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında uygulanmış olursa…”

Enver Paşa

İttihat ve Terakki’nin lideri Enver Paşa ülkeyi terk ederken yanındaki yâveri Mersinli Cemal Paşa’ya: “Paşam, bütün ef’âlimin (eylemlerimin) hesabını vermeye hazırım. Turan yapacaktık, viran olduk. Bizim en büyük günahımız, hatamız Sultan Hamid’i anlayamamaktır. Yazık paşam, çok yazık! Siyonistlerin oyununa âlet olduk ve onların hıyanetine uğradık!” itirafında bulunmuştur.

Michel De Grèce (Mihel de gres)

Yunan prensi Michel De Grèce, “Son Sultan” adlı romanında;  “Genç yaşta tahta çıktığı zaman öylesine mücadele eder, öylesine saldırılara göğüs gerer ve öylesine vuruşur ki sonunda Avrupa devletleri tahtta Sultan Abdülhamid bulunduğu müddetçe Osmanlı Devleti’ni yok edemeyeceklerini anlarlar. Bu yüzden Sultan Abdülhamid’i devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve tahttan indirdiler. Sultan Abdülhamid düşürülür düşürülmez İngiltere, petrol kuyularının üzerine atıldı.” demiştir. Bu roman Fransa’da yayınlamış ve Batı’da büyük ses getirmiştir.

Otto Von Bismarck

Zamanın Almanya başbakanı Bismarck; “Sultan Abdülhamid, Avrupa’da bir hasta olarak ele alınmaktadır. Fakat bana göre o, Haliç kıyılarında bulunanların hepsinden daha yüksek bir diplomattır. Ona karşı âdilâne hüküm verilmediği kanaatindeyim” demiştir. Ayrıca II. Abdülhamid’in zekâsı için: “Dünyada 100 gram akıl varsa bunun 90 gramı Abdülhamid’de, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünya siyasilerindedir.” demiştir.

Edward Grey

Büyük Britanya’nın Dışişleri Bakanı Edward Grey, hasmı olduğu II. Abdülhamid hakkında: “Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti.” demiştir.

II. Abdülhamid Dönemi İmar ve Yenilikler

  • Mülkiyeler (Siyasal Bilgiler) Fakülte düzeyine getirildi.
  • Memurların sicilleri tutulmaya başlandı.
  • Hukuk Fakültesi açıldı.
  • Güzel Sanatlar Fakültesi açıldı.
  • Yüksek Mühendislik Fakültesi açıldı.
  • Terkos Suyu hizmete girdi.
  • Ticaret Fakültesi açıldı.
  • Bütün yurtta İdadiler (Lise) açılmaya başlandı.
  • Bursa’da İpekhane açıldı.
  • Ziraat Bankası kuruldu.
  • Bursa Demiryolu yapıldı.
  • Bütün yurtta Rüşdiye (Ortaokul) açma çalışmalarına başlandı.
  • Ankara Demiryolu hizmete yapıldı.
  • Kudüs Demiryolu yapıldı.
  • Hamidiye Kağıt Fabrikası açıldı.
  • Kadıköy Gazhanesi kuruldu.
  • Halkalı Ziraat ve Baytar Mekteb-i Âlisi açıldı.
  • Beyrut limanı ve rıhtımı inşa edildi.
  • Osmanlı Umum Sigorta Şirketi kuruldu.
  • Kadıköy Su Tesisatı hizmete girdi.
  • Selanik-Manastır Demiryolu hizmete girdi.
  • Şam Demiryolu tamamlandı.
  • Eskişehir-Kütahya Demiryolu tamamlanarak hizmete girdi.
  • Galata Rıhtımı inşa edildi.
  • Beyrut Demiryolu hizmete açıldı.
  • Mum Fabrikası kuruldu.
  • Darülaceze açıldı.
  • Sakız Adası’nda Liman ve Rıhtım inşa edildi.
  • İstanbul-Selanik Demiryolu hizmete girdi.
  • Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalı açıldı.
  • Şam-Halep Demiryolu hizmete girdi.
  • Şişli Etfal Hastanesi açıldı.
  • Hicaz Telgraf hattı kuruldu.
  • Hama Demiryolu hizmete girdi.
  • Basra-Hindistan Telgraf hattı Beyoğlu’na bağlandı.
  • Hamidiye Suyu hizmete girdi.
  • Selanik’te Liman ve Rıhtım inşa edildi.
  • Haydarpaşa Liman ve Rıhtımı inşa edildi.
  • Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesi açıldı.
  • Maden Fakültesi açıldı.
  • Şam Tıp Fakültesi açıldı.
  • Konya Ereğli de demiryolu hizmete açıldı.
  • Trablus-Bingazi Telgraf hattı kuruldu.
  • Hicaz Demiryolu hizmete açıldı .
  • Bütün yurtta Telsiz İstasyonları kuruldu.
  • Medine de Telgraf Hattı kuruldu.
  • Afyon-Konya Demiryolu hizmete girdi.

II. Abdülhamid’in Eşleri

  • Bidâr Kadınefendi
  • Nâzikedâ Kadınefendi
  • Bedrifelek Kadınefendi
  • Dilpesend Kadıefendi
  • Safinaz Nurefzun Kadınefendi
  • Emsal-i Nur Kadın Efendi
  • Mezîde Mestan Kadınefendi
  • Müşfika Kadınefendi
  • Peyveste Hanımefendi
  • Saz-kar Hanımefendi
  • Fatma Pesend Hanımefendi
  • Nevcedid Hanım
  • Behice Hanımefendi
  • Saliha Naciye Hanımefendi
  • Dürdane Hanım
  • Bergüzar
  • Simperver Hanım
  • Levandit
  • Sermelek
  • Gevherriz
  • Ebru

II. Abdülhamid’in Çocukları

  • Şehzade Mehmed Selim Efendi
  • Şehzade Ahmed Nuri Efendi
  • Şehzade Mehmed Abdülkadir Efendi
  • Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi
  • Şehzade Abdürrahim Hayri Efendi
  • Şehzade Ahmed Nureddin Efendi
  • Şehzade Mehmed Bedreddin Efendi
  • Şehzade Mehmed Abid Efendi
  • Zekiye Sultan
  • Ulviye Sultan
  • Naile Sultan
  • Ayşe Sultan
  • Şadiye Sultan
  • Refia Sultan
  • Naime Sultan
  • Aliye Sultan
  • Cemile Sultan
  • Hatice Sultan
  • Saliha Sultan
  • Samiye Sultan

KAYNAKLAR

  • Sultan Abdülhamid Han, Devlet ve Memleket Görüşlerim
  • Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir
  • Ahmed Cevdet Paşa, Maruzat
  • İbn’ül Emin Son Sadrazamlar
  • Mim Kemal Öke, Şark Meselesi ve II. Abdülhamid’in Garp Politikaları
  • Raif Ogan, Sultan Abdülhamid II ve Bugünkü Muarızları
  • Ali Said, Saray Hatıraları
  • Ali Fuad Türkgeldi, Mesaili Mühimme-i Siyasiyye
  • Mahmud Celaleddin Paşa, Mir’at-ı Hakikat
  • Niyazi Tepedelenlioğlu II. Abdülhamid ve Osmanlı İmparatorluğunda Komitacılar
  • Niyazi Tepedelenlioğlu, İlanı Hürriyet ve II. Abdülhamdid Han
  • Bayram Godaman, Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Abdülhamid’in Hal’i ve Ölümüne Dair Bazı Vesiklar
  • Mim Kemal Öke, Siyonizm ve Filistin Sorunu
  • Tahsin Paşa, Abdülhamid’in Yıldız Hatıraları
  • İsmail Hakkı Uzunçarşılı, II. Abdülhamid’in İngiliz Siyaseti
  • İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Kronolojisi
  • Necip Fazıl Kısakürek, Ulu Hakan Abdülhamid
  • Hüseyin Nihal Atsız Gök Sultan
  • İslam Ansiklopedisi 1. cilt
  • Rehber Ansiklopedisi 1. cilt
  • Büyük Larousse Ansiklopedisi 1. cilt
  • Kadir Mısıroğlu, Bir Mazlum Padişah: Sultan Abdülhamid
  • Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı 1
  • Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı,2
  • Ahmet Şimşirgil, Kayı X
  • İsmail Çolak, Son İmparator
  • İsmail Çolak, Osmanlının Gizli Tarihi
  • Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid
  • Şadiye Osmanoğlu, Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri
  • Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi 7. cilt
  • İlber Ortaylı, II. Abdülhamid Döneminde Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu
  • Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi 8. cilt
  • Sultan Abdülhamid’in Hal Tercümesi
  • Mustafa Güldağı, Kuşatma
  • Ahmet Han, Komplo
  • Şevki Karabekiroğlu, Payidar
  • Ömer Faruk İspir, Abdülhamid’in Akıl Oyunları
  • Muammer Yılmaz, Osmanlı da İsyanlar ve Darbeler
  • Mustafa Güldağı, Kaos
  • Vahdettin Engin Son Sultan II. Abdülhamid
  • Mehmet Aydın Dahi Hükümdar Abdülhamid Han
  • Süleyman Kocabaş, Masonlar ve Masonluk
  • İlhami Soysal, Dünya da ve Türkiye de Masonluk ve Masonlar
  • Atıf Hüseyin Bey’in Hatıraları
  • 21. Yüzyıl da Abdülhamid’e Bakış (Acar Matbaacılık)
  • Devri Hamid (Erciyes Üniversitesi Yayınları)

2 YORUMLAR

    • Öncelikle merhaba; dikkatiniz için teşekkür ederim kadinefendi denmesinin nedeni padişahtan çocuk doğurmuş olanlara kadınefendi denir. Doğurmamış olanlara ise hanimefendi denir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here